“Türkiye’nin güneyinden üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin kuzeyinden üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin doğusundan üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin batısından üzücü haberler geliyor
Türkiye giderek üzücü bir habere dönüyor…”*
İnsan geceleri en çok kendi ile hemhal olur. Bir meselede varılması gereken bir mesel varsa, orayı deşer. Kendini merkez görmek gibi görülse de aslında mevzu o değildir. Herkesin bir hikâyesi vardır. Günlük yaşamın rutininden azade hikâyelerdir bunlar. Bizi biz yapan, geçmişten akan, şimdiye varan, geleceğe de göz kırpan… Günlük yaşamda gerçekleştirdiğimiz rutinlerde gölgesi belirir bu hikâyelerin. Herkesin hikâyesinin aktığı, biriktiği bir yer de vardır elbette. Bu birikimin aktığı yerde başka hayatlar ile kesişiriz. Kendin ile hemhal olmanın görüntü kümesi aslında senin dışındaki yaşamlar.
Bu gece tersten başladım. Kendim dışındaki yaşamların izini sürdüm. Bir ilkokul bahçesi, çocuk sesleriyle örülür. İnce ince, yetişkinlerin bilmediği bir neşe ile iliklenir bu örgü. Sıradan, tek bir renkle bezenmemiştir. Soğuk ya da ısı alan değil, insanın içine ısı veren seslerdir bunlar.
Fakat o gün…
Silah sesinin bir kadın bedeninde yankılandığı vakit ortaya saçılan çığlık sesleri, o örgüyü tek tek çocuk yüreklerinde dağıtmıştı. O kalabalıkta içi tenhalaşan, ses çıkaramayan ama içine doğru çığlık atan iki çocuk vardı. Çocukların gözlerinden yaşlar süzülüyordu; silahı tutan babaları, yerde cansız bedeni yatan annelerine bakarken ıssızlaşmış, yapayalnız kalmışlardı.
Kayseri’de Ramazan Ç. (37), geçen yıl boşandığı Buket K.’yi (31), çocuklarının eğitim gördüğü okulun önünde tabancayla öldürüp intihar etti.
Perdeler örtülüydü. Karanlık içeride usulca bekliyordu. Güneş ışığı sızmaya çalışsa da nafile; perdelere bir anne elinin dokunması gerekiyordu. Çocuklar göz kapaklarını ağır ağır aralıyor, uykuyla uyanıklık arasında salınıyorlardı. Bir annenin en büyük maharetlerinden biri de çocuğunu sabah yatağından kaldırabilmesiydi. Gözlerini ovuşturarak direnç gösteren çocuk bilirdi ki annesi ondan daha direngendi. Sabah mahmurluğu dağıldığında günün ilk sesleri duyulurdu: çatalın tabağa çarpan sesi, aceleyle içilen çayın dumanı, dış kapının kilitlenişi…
Ve sonra…
Apartman kapısından çıkıldığı an, zaman durdu. Bir silah sesi. Bir düşüş. Toprak, bir bedeni kucakladı. Çocukların elleri, annelerinin elinden kaydı. Bir adım önce sıkı sıkıya tuttukları eller şimdi cansızdı. Biri bir gözünü babasına, diğerini yere düşen annesine çevirdi…
İki çocuk annesi, 34 yaşındaki Sibel Aygan, işe gitmek için çocuklarıyla evden çıktığı esnada, boşandığı erkek tarafından çocuklarının gözü önünde silahlı saldırıya uğradı.
Dünyanın merkezi hep mi karanlıktı, yoksa bizler mi bu karanlığa su taşıdık?
İçim daraldı. Kendimle hemhal olmak istediğim bir gece, sizlerle söyleştim. İnsanlığın hafızasında iyi hikâyeler biriktirelim. Kadın şiddetine ve cinayetlerine sessiz kalmamakla başlayabiliriz. Hepimizin çıkarması gereken mesel bu olsa gerek.
Ekmek ve gül isteyen tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.
*Birhan Keskin, Aslı Serin, Anıt Sayaç